Enam 32: Dünya hayatı, bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, takva ehli olanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
“Bu Dünya Bir Tiyatro Sahnesi,
Senarist ve Yönetmeni ise Allah’tır.”
Bizler de bu senaryodaki oyuncularız.
Yüce Rabbimiz bizim oyunculuğumuzu nasıl sergilediğimize bakıyor.
Rollerimize ne kadar bağlıyız, ne kadar şimdide kalabiliyoruz, zorlandığımızda yardım isteyebiliyor muyuz, kolay anlarımızda da Rabbimizi hatırlıyor muyuz bunlara bakıyor.
Rollerimize odaklanabilmeyi bazı tekniklerle ele almak istiyorum;
Oyunculukta role hazırlık metotları vardır, bazı metotlar şunlardır;
Chekhov Metodu: Oyuncunun duygusal iç dünyasını fiziksel jestler, hayal gücü ve yaratıcı imgelem yoluyla dışa vurmasını sağlayan “psikofiziksel” bir tekniktir.
Eric Morris Metodu: Beden, Zihin ve Ruh enstrümanlarını kullanarak oyuncuyu özgürleştirmeye, günlük hayattaki duygusal karmaşasından arındırmaya ve “olma” durumunu nasıl aktarabileceğine odaklayan bir metod.
Meisner Metodu: Başka roldeki arkadaşına odaklanıp onun ihtiyaçlarına göre rolünü şekillendiren bir metod.
Stanislavski Metodu: Oyuncunun iç dünyasına ve motivasyonlarına öncelik vererek, izleyicilerde yankı uyandıran gerçekçi performanslar sergilemeyi amaçlar.
Stella Adler Metodu: Sadece kişisel deneyimlere dayanmak yerine, canlandırılan karakter için zengin bir iç yaşam yaratmanın önemini vurgular.
Bu metotlar oyuncunun rolünü tümüyle odak ve dikkat ve farkındalık üzerine oynayabilmesi için kuruludur. Bir yönetmen için oyuncusunun yazdığı bir oyunda, ona verdiği rolünü gönülden kabul etmesi, rolünü beğenmesi, sahnede bir ağaç bile olsa veyahut hiç repliği olmadan çarşıdan geçip yürüyen bir karakter bile olsa, o ağaç rolünü, o yürüyen adam rolünü hakkıyla, hissederek yerine getirebilmesi çok çok önemlidir. Yönetmen, oyuncusunun şükrü ile o oyuncusunu hep el üstünde tutar ve her zaman en güzel yerlere taşır.
Yönetmen, oyuncusunun hırs yapmamasını, gözünün başka oyuncularının rollerinde olmamasını, başrol/taht kavgalarına dahil olmamasını, tamamıyla ona verilen rol ne ise onu kabul edip hakkıyla yerine getirmesini ister. Çünkü “iyi” bir yönetmen her zaman en doğru rolü en doğru oyuncusuna verir. O rol, seçtiği kişiden başkasına yakışmaz ve başkasının o rolü taşımayacağını bilir. Bir rol sadece o oyuncu kişisinin potansiyelindedir. Tıpkı bir anahtar gibi başka biri o rolün kapısını açamaz. Bu sebeple rollerimize sımsıkı sarılmalıyız.
Dünyaya baktığımız zaman, burayı da bir tiyatro sahnesi gibi düşünür isek, Yüce Senaristin bizim için yazdığı senaryoya kader diyebiliriz ve bize vermiş olduğu kaderden/rolden şikayetçi olmayarak, elimizde hangi imkanlar var ise, o imkanları en güzel şekilde kullanarak şükrümüzü yerine getirebiliriz. Şükür dilde söylenen “şükürler olsun” cümlesi değildir, hal ile Allah’a sunulan ve bize verilen imkanları en güzel şekilde kullandığımız bir durumdur. Sıkıca rolümüze sarılarak, Allah’a kul olmak, onun sunmuş olduğu mükemmel senaryoda bizi uygun gördüğü rollerimizi layıkıyla en güzel şekilde yerine getirmeye çalışarak bir değer kazanabiliriz. Gayemiz Yönetmenimizi hoşnut etmek olmalıdır. Yönetmen olmaya çalışmamalı ve onun yasalarını/senaryosunu kendi aklımızca değiştirmeye çalışmamalıyız.
Evli rolündeysek yönetmenimizin istediği şekilde bir evlilik sergilememiz gerekir. Sokakları temizleyen biriysek aşk ile, hamd ile temizlememiz gerekir. Veyahut anne rolündeysek, evlat rolündeysek, yalnız yaşayan bir kişiysek vs birçok roller ekleyebiliriz buna. Tek gayemiz tüm evrenlerin/alemlerin tek sahibi, tek yöneticisi, tek otoritesi olan Allah’a kulluk rolümüzü yerine getirmektir. Başka oyuncuların bizim nasıl oynadığımızı düşünmesi bizim için önemli olmamalıdır. Önemli olan yönetmenimizi memnun etmektir. Yönetmen memnun ise, izleyiciler de memnundur. Başka oyuncuların memnun olup olmaması önemli değildir.
Rollerinden memnun sahne arkadaşları, birbirlerinin hatalarını düzeltir ve izleyiciler asla o kişi veya kişilerin hata yaptıklarını anlamazlar, haliyle kusurlar örtülmüş olur.
Rollerimizi nasıl oynayacağımız tamamıyla bize kalmıştır. Üstelik Yüce Senarist oyunda kullanacağımız tüm araç ve gereçlerin hepsini bol bol vermiştir bizlere. Kostümümüzü, makyajımızı, yemeğimizi, duygularımızı, enerjimizi, oynayabileceğimiz tüm koşulların tamamını vermiştir. İster beğenir hayal gücümüzü kullanarak Allah’ın, meleklerin ve cin topluluklarının bizleri izlediğine iman edip (hayal edip) o role mükemmel şeyler katarız, sonuç olarak Allah bizi filmin/oyunun sonunda ödüllendirir, izleyicileri hayran kalır ve önümüzde secde ederler. İstemezsek de beğenmeyip şikayet edip durur hiçbir harekete geçmeden surat asıp yaşarız veyahut başka oyuncuları haset edip onların oyunculuklarına baka baka kendi oyunculuk cevherimizi öldürür, onların da enerji alanlarında bozgunculuk yapmış oluruz. böylece sonuç olarak ödüllendirilmeyip izleyenler ve diğer rol arkadaşları tarafından ayıplanır ve yuhalanırız.
Seçim bizlerin saygılarımla.
Casiye 28: Her ümmeti toplanmış görürsün. Her ümmet, amel defteriyle yüzleşmeye çağrılır: “Bugün, yaptıklarınızın karşılığı size verilecektir.”
İsra 15: Kim doğru yolda olursa, ancak kendi iyiliği için doğru yolda olur. Kim de saparsa ancak kendi kötülüğü için sapmış olur. Ve hiçbir yük taşıyıcı, başkasının yükünü yüklenmez. Ve Biz, bir Resul göndermedikçe azap edecek değiliz.
Enam 32: Dünya hayatı, bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, takva ehli olanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

Yorum bırakın